Burada uzun uzun alıntı yazıları yapmak, ya da konuya hakimmiş gibi ordan burdan alıp yazmak yerine; internet aleminde bulduğum konuya ilişkin adresleri paylaşmayı daha uygun gördüm. Çünkü tarihimizle ilgili iyi bir eğitim aldığımıza inanmıyorum.
Ancak saygı ve sevgi çerçevesinde, bunu bir genellemeden çıkarıp sadece kendi üzerine aldığımı bilmenizi isterim. Tüm bunların ışığında biliyormuış gibi yazmak yerine, bulduğum kaynakları birebir sizlerle paylaşmanın daha uygun olacağını düşündüm.
Son olarak, bir de konuya ideolojik yaklaşımlar da mevcut. Kimi kesim mucizeler eşliğinde bir savaş destanı anlatırken, kimi kesim de savaş hakkında anlatılan bir çok doğaüstü hikayenin uydurma olduğunu, sonuçta bunu başaranın bireyler olduğunu savunmakta. Ben her ikisine de elimden geldiğince yer vermeye çalışarak, sizleri inanmak istediğiniz doğrultuda başbaşa bırakmak istiyorum.
(İlgili bağlantıların sıralaması, Google arama sonuçlarına göre verilmiştir.)
www.canakkale.gen.tr
"Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa'yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu."
www.canakkalesehitleri.org
"Türkiye Cumhuriyeti?nin kuruluş vizesinin alındığı Çanakkale Savaşları ve aziz şehitlerimizin tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması için faaliyet gösteren derneklerin yetersiz olduğunu üzülerek tespit ettik.
Bu durumdan yola çıkarak
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ TANITIM VE ARAŞTIRMA DERNEĞİ'ni kurduk."
wikipedi
"18 Mart 1915'te düşmanın Büyük Taarruz'u sabah saat 11.00 de başladı. 18 büyük zırhlı, birçok muhrip ve denizaltı mevcut idi . Toplam 506 topa karşılık savunmada toplam 150 top vardı. Sonuç aynı gün 17:45 te alınmıştı. İki İngiliz, bir Fransız zırhlısı battı."
www.canakkalezaferi.com/
Kendi çapında ufak bir site. Ne yazarı ne de önsözü olmadığı için alıntı yapacak bir bölüm bulamadım. Sonuç itibarı ile Çanakkale Zaferi hakkında bir içeriğie sahip. Ne de olsa bir emek var üzerinde...
Tüm bu çalışmalardan ziyade dikkatimi çeken, Çanakkale Zaferi'ne ilişkin içeriği farklı bir site daha gözüme çarptı.
www.gallipoli1915.org
"Meğer ne çok şey yalan yanlış, uydurma bir biçimde sunuluyormuş bize de haberimiz yokmuş..."
ya da
"Yani milletçe rencide olabileceğimiz bir konu bu kadar kullanılabilirdi. Pes doğrusu..."
gibi yorumlarda bulunabilirsiniz. Tamamen size kalmış, lakin konuya değişik bir bakış açısı getirdiği de bir gerçek. Bizlere düşen, inanıp inanmamaktan ziyade; bahsi geçen konularda araştırma yapmak sanırım. Ben hal-ı hazırda bir yandan bu bildiriyi size yazıyor, siteden edindiğim merakımı celbeden bazı konuları araştıryorum.
Son olarak, siteden herhangi bir konu başlığını buraya taşımak istemedim. Yönlendirme yapmak, ya da öyle zannedilmesi en büyük endişemdir. Lakin bir gerçek var ki göz ardı edilmemeli. Havacı Kahramanlar adı ile nasıl evimize, ofisimize, e-posta yolu ile geldiyse bence doğru hali de aynı şekilde insanlara ulaştırılmalı ki, bu ayıptan kendimizi kurtaralım.

Konuyla ilgili açıklama:
Zibidiler
"İki kılıksız gencin resminin üstüne "Çanakkale'nin Havacı Kahramanları" yazıp 70 milyon insanı sersem yerine koyanların sergilediği maskaralıktan söz ediyorum. Kandırmaca ortaya çıktıktan sonra bütün devlet dairelerine asılmasına, posterlerinin basılıp satılmasına, heykellerinin dikilmesine kim dur diyecek?"
Yorum yapmaksızın konuyu Mehmet Akif Ersoy'un şiiri ile sonlandırmak istiyorum:
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı!"
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
MEHMET AKİF ERSOY
(1) İlk baskılarda: ...kum gibi, mahşer mi, hakîkat mahşer.
(2) İlk baskılarda: ...duruyor karşında,
(3) İlk baskıda: Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
(4) İlk baskılarda: Ebr-i nîsânı açık...
[Safahât: Altıncı Kitap-Âsım]
www.siirgen.org'dan alınmıştır...


Okur Yorumları
Yok Mehmetim Akifim yok!
Hala satıyorlar bu posterleri... Yazık:( Cehalet ne kötü bir şey.
"kimi kesim de savaş hakkında anlatılan bir çok doğaüstü hikayenin uydurma olduğunu, sonuçta bunu başaranın bireyler olduğunu savunmakta"
bunu savunanlar çanakkalede savaşan yabancı askerlerin günlüklerini okusunlar. sarıklı ihtiyarları orada da görecekler. dokunmadık bir Çannakkale Zaferimiz kalmıştı artık o da dokunulmazlığını yitirdi. bir milletin kanıyla yazdığı destanı anlatmak için bu nasıl bir yazı arkadaşım? www.gallipoli1915.org sitesine bakamadım site açılmadı fakat yazılanlardan amaçlarının üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu besbelli. yakında başlarlar yok efendim malazgirt zaferi yalan. 4 katı düşmanı nasıl yenecekler aslında düşmen bizim yarımız kadarmış, yok işte biz abartmışız demeye. bir millet yok oluyor. 100 yıl sonra bu ülkenin hali nice olacak merak ediyorum.
sevgili altayalp, söyledğinzde kendinizce haklı oldğunuz aşikar. Fakat cümlenin sadece bir ucundan tutmuşsunuz. Sanırım diğer ucunu da bana bıraktınız. :)
Bakınız o cümle tam olarak şöyle: Kimi kesim mucizeler eşliğinde bir savaş destanı anlatırken, kimi kesim de savaş hakkında anlatılan bir çok doğaüstü hikayenin uydurma olduğunu, sonuçta bunu başaranın bireyler olduğunu savunmakta. Ben her ikisine de elimden geldiğince yer vermeye çalışarak, sizleri inanmak istediğiniz doğrultuda başbaşa bırakmak istiyorum.
Kaldı ki insanları inançlarına, ya da inanmak istedikleri şeye göre yargılamak haddim değil. Ben sadece internet denilen ortamda böyle de düşünenler var!, diye dikkat çekiyorum. (örnek:Vatan hainlerinin de siteleri var...)
Kaldı ki bu şekilde düşünmenin ağırlığı altında ezilmiş olmalılar. Sanırım siteleri bu yüzden açılmıyor.
Son olarak size sayfanın sağ üst tarafındaki ilk kutucuğa dikkatinizi çekmek isterim. Orada, yazı hakkında, yazar hakkında vs... bilgiler mevcut. Bu yazının da yazılış tarihi 16.03.2007 14:31 Yani tam bir sene önce... Gözünüzden kaçmış olmalı.
Son sorunuza gelince; şahsım adına ben okadar karamsar değilim. 100 sene önce de bu vatanın bölünmesi, parçalanması için birileri uğraşıyordu. Şimdi yine var, 100 sene sonra yine olacak.
Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcut!
O kan 100 yıl sonra da akmaya devam edecek...
Rica ederim efem, ne demek :) Benim de en büyük korkularımdan biridir yanlış anlaşılmak. Bu sebeple biraz daha kişisel yanıtladım istemeden yorumunuzu.
Lakin böyle bir özel günü anlatmaya çalışan bu yazımda neden bu düşüncelere de yer verdim biliyor musunuz? Bakın böyle diyenler, düşünenler de var demek için.
Bizleri de her daim ayakta, uyanık, dimdik tutacak olan bu görüş ve düşüncelerdir. Ateşi körükleyen, yanmasını sağlayan yel gibi... Bizi gaflete düşmekten, miskinlikten, vurdumduymazlıktan ayrı tutacak yine bu düşüncelerdir...
http://www.turkiyecanakkaleokuyor.com
Sadece Çanakkale Savaşlarına dair yayınlar basan kitapevi düşünün. Bu amcalar, bu abiler bunu yapmış, sağolsunlar. Çıkış noktası ise bilgiye açlık. (Turkmag'ın çıkış noktası da buna benzer)
Bölgeyi gezen bir vatandaşın "Doğru dürüst bir gezi rehberi bile yok, birileri bir şeyler yapsın"sözü ile yola çıkan yayınevinin bir de kampanyası var.
Kampanyanın adı Türkiye Çanakkale Okuyor! Amaç ise çok basit... Okuma alışkanlığı ve insanımız üzerine edebiyat parçalamaya ne hacet. Onlar milli duygular eşliğinde bunu bir parça aşmaya çalışıorlar, hepsi bu.
Diğer taraftan atalarının, delerinin izini sürenlere de ışık tutan bir yayınevi. Sitelerinde 45 bine yakın şehidin il il, köy köy listesi bulunmakta...