Daha önceki yazımda nedense "kişisel tavsiye" demişim başlığıma... Ama farkettim ki tavsiye biraz mutasyona uğramış ve direk anlatım olmuş. E başlıkları değiştiremediğimi de farkettim mi... Ufacık bir düzeltmeyle bundan sonra "klavuz" olarak devam ediyorum yazmaya :)
Genel olarak çok fazla didiklemeden anladık fotoğrafın nasıl ortaya çıktığını. Birazcık da makinelerden bahsetmek istiyorum.
Çok çeşit fotoğraf makinesi vardır. Bunların en kolayı ve herkesin kullanabileceği kompakt makinelerdir. Diğer isimleri basit vizörlü fotoğraf makineleridir. Kısaca açıklamak gerekirse; (tabi yine eski usül filmle çalışan, yani analog makineden bahsediyorum) objektifler gövdeye sabittir. Objektiften giren ışık filme işler. Objektifin hemen üzerinde görüntünün izlendiği vizör vardır. Yani daha önce bahsettiğimiz aynalar yoktur. Objektif ve vizör arasındaki mesafe farkından da hatalar doğmaktadır. Mesela doğum günü partisinde anıları ölümsüzleştirmek istediniz. Herkes "peynir" efekti eşliğinde 32 diş dışarıda poz verdi, fotoğraf çekildi, film baskıya verildi ve daha sonra elinize ulaştı... Şahane! Ama o da nesi!? O güzelim toplu fotoğrafta herkesin kafanın ucu uçmuş!? İşte bu paralaks hatasıdır. Yani vizör ve objektifin bağımsız oluşundan ötürü oluşan görüntü hatasıdır.
(Parantez molası vermek istiyorum.. Bahsettiğim problem antik çağlarda kalmış durumdadır hehehe... Dijital kompakt makinelerin egemenlik sağlaması ile vizörlerin yerini LCD ekranlar almıştır. Yani görüntüyü direk kocaman ekrandan izleyip çekersiniz. Ve ne görürseniz onu çekersiniz. Yaşasın uçmayan kafalar!)
Paralaks sorunun yokolduğu fotoğraf makineleri... SLR, yani Single Lens Refleks, Türkçe meali tek objektifli fotoğraf makinesidir. SLR makinelerin işleyişi kompaktlarınkine göre daha komplike görünse de bu işe gerçekten meraklıysanız ve gönül vermişseniz sizin için Lego'ları üst üste dizmek kadar basit bir kavram haline gelir. Şöyle ki:Yeni başlayanlara 20 bilinmeyenli matematik sorusu gibi gelen bölüme geldik. Aslında ufak tefek benzetmelerle işin mantığını kaptığınızda bu iş görüldüğü kadar korkunç(!) değildir, bana güvenin. Fotoğraf makinesini göz bebeğimiz gibi düşünebiliriz. Çok parlak bir ışığa baktığımızda gözlerimizi kısarız, karanlık bir ortamda da tam tersi "aman bir yere takılıp yere kapaklanmayayım" umuduyla kocaman açarız gözlerimizi... Fotoğraf makinesinde bunu diyafram aralığı olarak adlandırabiliriz. Yani anlaşılacağı üzere diyafram objektiften geçecek ışık miktarını belirler. Kısık diyaframda az, açık diyaframda çok ışık geçer. Bu diyaframın bir de kafa karıştırıcı simgesi vardır. Daha doğrusu simgesi değildir kafayı karıştıran, ona eşlik eden rakamlardır. Diyafram "f" ile gösterilir ve rakamsal değeriyle ters orantılıdır. Yani f sayısı büyüdükçe diyafram aralığı ufalır minicik kalır, f sayısı küçüldükçe de o aralık genişler de genişler.
(bkz: alttaki şekil a-bilmem kaç. Bu arada şekil biraz büyük, korkmayınız, sadece güzel açıklamalı olması içindir. Hehe)

Yukarıdaki şekilde hem f değerleri ile diyaframın açıklığı arasındaki orantıyı, hemde bu değerlerin fotoğraf filminin üzerine düşen ışığın nasıl bir etki yaptığını görebilirsiniz. Bugün iyi günümdeyim, bir taşla iki kuş.... Şahane!!
Bir de perde hızı denen olay vardır. Perde hızını göz kırpması gibi düşünün. En dinç halinizde gözünüzü hızlı kırparsınız, bu yüksek perde hızına eşittir. (mesela 1/4000 değerinde bir hız) Ama uykulu ve uyuşuk olduğunuzda gözleriniz kapatırsınız bir daha zar zor açarsınız, bu da düşük perde hızıdır (mesela 1/2 değerinde bir hız). Yani perde hızı belirlenen miktar ışığın ne kadar süreyle filme düşeceğini belirler.
Bu parantez aralarında bahsettiğim kesirli sayılarada ufacık değinmek istiyorum. 1/4000 demek, 1 saniyenin 4000'de 1'i kadar hız demektir.
Şimdi mutlaka sorarsınız:
- E kardeşim, filme zaten ışığı diyafram açıklığıyla düşürmedik mi? Daha ne kurcalıyoruz ki?
Onu bir sonraki yazımda anlatsam olmaz mı? Gerçekten çok uykum geldi çünkü... Fotoğraf hakkında bıkmadan saatlerce konuşabilirim fakat gözlerim ve beynim şuan buna izin vermiyor. Bir de odanın diğer ucundan yatağım, yastığım ve yorganım bana göz kırpar "e hadi gel artık" der gibi...
Bir sonraki yazıda daha detaylı bir şekilde teknik bilgilerde görüşmek üzere...
Zzzzz...


Okur Yorumları
Sevgili Tara;
1. Kendi ismine tıkla.
2. Yazı-Yorum-tanış'tan yazı bölümünde gördüğüm parantez içindeki rakam senin yazını kaç kişinin ataçladığını gösteriyor.
Yani hal-ı hazırda ilk yazını 12 kişi zaten takibe almış :)
bizde ilgiylen takip ediyoruz efenim.
türkmag güzel bi aksiyon olacak bu arada gençlik, elinize sağlık.
Sonunda geldi yazım :) Bu kadar uzun süre arazi olmamın mazeretlerini de sıralamış bulunmaktayım yeni yazımda :)
Şimdiden afiyet olsun efem :)