Ne zaman içim sıkılsa, ne zaman bu yaşamdam bunalsam hep dağlar gelir aklıma. Bilir misiniz dağları? Hele dağ çiçeklerini hiç gördünüzmü? Nasıl güzeldir bir bilseniz... Belki de bileniniz vardır, kimbilir?
Bahar yaklaşıyor aslında burada hep bahar var gibi. Baharda bir başka olur dağlar. Sırtıma vurup çantamı çıkmak isterdim dağlara. Yalnız siz varsınızdır. Kaç kişi giderseniz gidin yalnız siz varsınız. Bu yüzden çok severim dağcılığı. Hiç yıldızlar altında yattınız mı?
Sabaha karşı sıcak tulumunuzdan kalkın ve çadırdan çıkın. Göğe çevirin yüzünüzü, hele de ay dolunaysa... En çok dağ çiçeklerini severim. Öylesine inanılmaz gelirki bana. Zirvelerde, ya da bilmem kaç bin metre yükseklikte taş arasından fışkırır bir tutam mor çiçek. Öyle narindir ki, şaşarsınız orada olmasına. Sanki ölüverirmiş gibi gelir o sert hava şartlarında. Bir de renkleri vardır. Hiç görmedim öyle çiçekleri başka yerlerde...
Dağ deyince Karadeniz demeden olmaz. Görmelisiniz mutlaka... Kaçkarların zirvesinden bakmalısınız. Koca bir bulut tabakasının üzerinden hem de... Pamuk tarlası gibi... Kollarınızı açıp atlasanız, yumuşacık düşecek gibi. Muhteşem bir duygudur.
Karadeniz'in sisini, yağmurunu görmeden gelemezsiniz. Yarı bacak boyumca papatyaları gördüm, bir de seher vakti çiçek tarlaları bir başka. Renk cümbüşü olmuş ayrı edayla sıralanmış önünüzde seranat yapar gibi dururlar.
Yolunuz düşmese bile düşürün dostlar yollarınızı, bir Karadeniz yaylasına...



Okur Yorumları
Tam da zamanı şimdi o kır çiçeklerinin... Bahar da geldi... Orhan Veli'yimi dinlesek, ne etsek acep?
Hürriyete Doğru
Gün doğmadan
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı
Sevineceksin
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul
Ruhları sustuğu vakit martıların
Kayalıklarındaki mezarlarında
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin
Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi
Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı
Heeeey
Ne duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
Git gidebildiğin yere
Sevgili mavideniz dağlar anlatılırsa bu kadar güzel anlatılır kutluyorum çok ilginç sanki benim duygularımı dile getirdiniz bi an bunları ben mi söylüyorum dedim kaleminize gönlünüze sağlık tekrar söylüyorum iyiki buradayım .
GİTTİ GİDER
İlk kez ellerimi yitirdim,
Ardından gözlerimi alıp gittiler…
Bütün evren karardı.
Gönlümü lime lime ettiler
Ses çıkarmadım.
Ardından, inancım gitti-gider
Tüm kayıplardan beter…
Bir gün ellerimi geri verdiler,
Koyacak yer bulamıyorum.
Gözlerimi geri verdiler,
Bakacak yer bulamıyorum.
‘Al gönlün senin’ dediler,
İçersine kimseleri koyamıyorum.
İnancım gitti – gider
Tüm kayıplardan beter…
ÖZCAN KANDEMİR
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker biryanımız
bir yanımız bahar bahçe
Hasan Hüseyin
Dost dediğin dostuna, gül verir, gülüverir,Dostlukta Elzemler
Hiç bir çıkar gözetmez, dostanedir ilişki.
Dostun her zor anında lüzumsa ölüverir,
İkinci bir seçenek dostluk için çelişki…
Dostun sıradan işi elzemimden yücedir,
Alacada kalmışsam, gün dostuma gecedir,
Dost gönüller narindir, mukozadan incedir,
İliklerde barınır, dostluk öyle bir iş ki…
İster kolunu kırdır, ister kafanı yardır,
Dostun yıkık hanesi dostuna hep diyardır,
““BENLİK”” olgusu ırgat, “”BİZLİK”” ince ayardır.
Muammasız bakar yüz, sımsıcak bir gülüş ki…
Dil lal olur bir anda, gönül gözle buluşur,
Sadakat cezbeleri hücrelere doluşur,
Huzur nöbetleriyle dost köprüler oluşur,
Hazına doyum olmaz, hele bir de alış ki…
(Taşova, 01.06.2007)
Fesih Aktaş
Buralarla gökyüzü iyice boşaltı içini. Hıçkıra hıçkıra ağladı gökyüzü. Bir kızgınlık vardı bolcada patırtı yaptı arkadaşım. Tıpkı biz insanlar gibi. Şimdi yarını güneşli bekleyebiliriz. Sevgilerrr
Kış kıyamet bir gün bakarsın çıkıp gelmişim varsın azgınlaşsın tipi ve uğuldayadursun dışardaki rüzgâr Sakın şaşırma küçüğüm üşümüş bir serçe gibi titremesin ellerin apansız çıkıp geleceğim kış kıyamet de olsa bir gün Uğuldayan bu rüzgâr bu delice yağan kar ürkütmesin seni direnmektir artık bekleyişin öbür adı Sen türküler söyle ve gülümse küçüğüm çünkü sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları Bekle beni küçüğüm umudu karartmadan sevinci yitirmeden bekle döneceğim bir gün elbet beke beni küçüğüm AHMET TELLİBir Kayısı Ağacı
Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
Küçücük bir ev önünde yaşarım yapayanlız.
Yılda bir çiçek açar,
yılda bir kayısı veririm,
avuç içi kadar.
Yaz olur,
bir kadın silkeler dallarımı,
bir çocuk yerde bağırır, güler,
bense hoşnut olurum.
Hem zaten benim
ne söğütler gibi nezaketim vardır,
ne kavaklar gibi gururum.
Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
Dinekbağı'nda üç insan severim,
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam,
benim kadar sessiz sedasız,
benim kadar halim selim.
En güzel ay nisan ayı,
toprak yumuşak yumuşak,
en güzel ay nisan ayı.
Yamur yağdı, çiçek açtı,
bir hoş oldu içerim,
en güzel ay nisan ayı.
Kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa, bir sola,
başı döer kavakların.
Ben bir kayısı ağacı,
başımda çiçeklerim.
Ben bir kayısı ağacı,
üç insan severim:
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam.
Çocuğun adı Ahmet,
kadının adı Fatma,
adamın adı İbrahim.
Ahmet küçük ve sarı,
Fatma tombul ve beyaz,
İbrahim uzun ve narin.
Bir tek toprak odaları var üçünün,
toprak odanın bir tek penceresi.
Ben bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakarım odaya,
yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
duvarda bir eski kırık ayna,
yerde bir eski kilim,
bir eski hasır.
Bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakar odaya,
çiçeklerinden utanır.
Dün gece gaz yakamadılar,
ayışığında gördüm üçünü.
Üçünün suratı asık.
Önce oturup
zeytin ekmek, taze soğan yediler,
sonra baktılar birbirlerinin gözüne,
sonra esnediler.
Gökyüzü bembeyazdı.
Gökyüzü çiçeklerimin renginde.
Gökyüzünde kavaklar
Fatma uzandı İbrahim'in yanına,
sağa dödü.
Tombul,beyaz yüzü pencerede,
gözleri açık durdu sabaha kadar
Çiçeği en önce kayısı döker.
Ben bir kayısı ağacıyım,
döküyorum çiçeklerimi.
Yer beyaz beyaz,
başım yeşil yeşil,
kayısılarım memede.
Haziran gelecek,
güneş yakacaktır tepemi,
kayısılarım balla, şekerle dolacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım,
haziran gelecek,
avuç içi kadar kayısılarım
Ahmet'in ekmeğine katık olacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım.
Kötü bir düşüncedir almış beni.
Geçti bağları budama zamanı, dedim,
dedim, çarşıda dört döner İbrahim,
dedim ekmek parası,
zeytin parası,
gaz parası.
Dedim, insanlar
neden yaşatılmıyor
ağaçlar kadar olsun.
Ben bir kayısı ağacı.
Fatma'nın, İbrahim'in, Ahmet'in
yumurtası, şekeri, eti.
Gittikçe artmakta kederim.
Günlerden pazartesi.
Gene geldi, elinde çanta, o şişman adam.
Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
Durmuş İbrahim kapıda,
yüzü dalgın ve sinirli,
bakıyor eli çantalı şişman adama.
Şişman adam uzattı gövdeme elini,
pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,
büktü boynunu kuzular gibi.
Ben bir kayısı ağacı.
Gövdemde sarı kağıt.
Yol parasını verememiş İbrahim,
verilmiş haciz kararı.
Yapmayın, dedim.
yılda bir çiçek açarım, dedim.
Etmeyin, dedim.
ekmeğe katık oluyor kayısılarım, dedim.
Bir öğle vakti baktım,
kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola.
Ben kışlık odun,
altı lira
Abdülkadir Meriçboyu
Çok teşekkür ederim sağolun sevgiler