Bir varmış bir yokmuş-Halil Cibran ve May Ziyade

eski radyoBelki bir masal gibi dinleyebilirsiniz bu hikayeyi. Radyolu günleriniz oldu mu bilmiyorum. Gaz lambasını ortaya koyup etrafında birbirinize hikayeler anlattınız mı? Böyle olmasa da belki elektrikler kesildiğinde dokunur dokunmaz yanan ışığın sizden birden kaçmasının sıkıntısıyla söylenmişsinizdir, gözleriniz karanlığa alıştığındayaktığınız mumun aydınlığında bildiğiniz gölge oyunlarıyla birbirinizi eğlendirmişsinizdir...

Belki de o lambalı günlerden siz de nasibinizi aldınız. Korkunç masallarla doldurdunuz akşamlarınızı, en uzun ,en korkunç masalı kim anlattıysa kafasını yastığa muzip bir gülümsemeyle koydu. Kazandığı zaferin keyfini rüyalarında sürdürmek için hemencecik uyudu. Kim bilir? 21 Şubat’ta ay Dolunay. Gözünüzü gökyüzüne çevirip o muhteşem manzarayı kaçırmazsanız belki size anlatacağım masalı da hatırlarsınız.

eski lambaBen size 1912’de başlayan, 1931 yılına kadar süren ve hiçbir zaman birbirleriyle karşılaşmadan birinin ölümüyle son bulan bir aşktan bahsetmek istiyorum. Adlarını duymuşsunuzdur. Halil Cibran ve May Ziyade… İki Lübnanlı yazar. Dünyanın farklı köşelerinde yaşayan iki kişi...

Halil CibranAmerika Birleşik Devletlerinde... May ZiyadeMısır’da. Lübnan’da Beşari’de 1883’te doğan Cibran, annesi, ağabeyi ve kız kardeşleriyle önce Boston’a, sonra New York’a yerleşmiş ve 1931’de New York’ta ölmüştür.

May ziyade. 11 Şubat 1886’da Nasıra’da doğan May önce doğduğu yerde, sonra beş yıl süreyle Lübnan’da Aintourah Kızlar Enstitüsü’nde öğrenim görmüş. Öğretmen olan babası Mısır’da daha iyi olanaklar olacağını düşünerek ailesini Kahire’ye taşımış .

Halil Cibran ve May Ziyade birbirlerini karşılıklı yazdıkları mektuplardan ve çalışmalardan tanıdılar. Ama hiç karşılaşmadılar..

halil cibran“Sevgili bayan May,Mektupların ne kadar güzel. May, ne kadar hoş. Dağların tepesinden düşlerimin vadisine akan bir nektar nehri gibi. Gerçekten de , bu mektuplar, uzaktakileri etkileyen, yakındakileri geliştiren ve büyülü yankılarıyla taşları parlayan meşalelere, dalları çırpınan kanatlara çevirenOrfeus’un Lutu gibi. Sadece bir mektubunun geldiğibir gün bile benim içindağın doruğuna eşdeğer –düşün artık üç mektubunun birden geldiği güne ne demeli? Böyle bir gün için “Yüksek sütunlu İrem’in” sokaklarında dolaşacağım zamanlardan vazgeçerdim.” New York ,11Haziran 1919

Halil Cibran ve May Ziyade arasında yaşanan birbirini arayan iki ruhun buluşması gibidir. Hiç karşılaşmadan mektuplarla süren bir aşk. May duyguları coşup taştığı zamanlarda mektuplarında bu duygularını anlatsa da, yaşadığı zamanda onun bulunduğu yer, diğer kadınlardan daha özgür bir bireyselliğe ulaşmış da olsa yaşadığı toplumun ipekten bağlarına kayıtsız kalamamış ve geri çekilmiştir.

Şöyle der 15 Ocak 1924tarihli mektubunda. “Sana karşı taşmalarım-ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğumu biliyorum… Bu düşünceleri sanaitiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum? Böyle yaparak onları yitiriyorum. Yine de bunu yapmaya cesaret ediyorum. Tanrıya şükürler olsun ki, bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şimdi şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem.”

may ziyadeHalil Cibran 10 Nisan 1931 Cuma günü New York’ta öldü. Daha sonra 21 Ağustos’ta Beyrut limanına getirilen naaşı Lübnan tarihinde görülmemişmuhteşem bir törenle Beşari’ye Mar Sarkis Manastırı’nın eski şapeline götürüldü. Ve Lübnan Hükümetinin desteğiyle devamlı bir Cibran müzesi oluşturuldu.

Halil Cibran öldüğünde May şöyle yazmıştır. “Hiçbir zaman bu kadar acıçekmemiştim, hiçbir kitapta bir varlığın bu çektiğim kadar büyük bir acıya katlanacak gücü bulacağını okumamıştım…” Dr. Joseph Ziyade’ye mektubundan.

May’in durumu giderek kötüleşmiş uzun çöküntü dönemleri yaşamış bu durumdan kurtulmak için seyahatlere çıkmış. Başarısız bir intihar girişiminin ardından yakınlarının gözetiminde Lübnan’a dönmüş, bir akıl hastanesinde deliliğin eşiğinden dostlarının yardımıyla edebiyat çalışmalarına geri dönmüş ve 22 Mart 1939’da Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde verdiği “Arap Yaşamına Yazarın Mesajı” adlı dersle tamamen iyileştiğini kanıtlamıştır. Lübnan’ı çok sevmesine rağmen 1939’un başlarında döndüğü Kahire’de iki buçuk yıl sonraölmüştür.

Bu yazarın ‘Sualtı Dünyası-Başka Bir Dünya’ başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir.

Okur Yorumları

nilanya - 21 Şubat 2008 08:12
Halil Cibran'ı ilk Ermiş kitabıyla tanıdım. Yeryüzünde ilk kez bir yabancıyla karşılaşıyor hissi yaratıyor.Sanki bir sisin içine dalıyorsunuz ve el yordamıyla dünyayı yeniden keşfediyorsunuz..Umarım sizde de minik bir merak uyandırabilirim.
nilgün
Mavitooth - 21 Şubat 2008 16:14
"Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz" Halil Cibran... Bazı eserlerini antoloji sitesinde okuyabilirsiniz.
nilanya - 21 Şubat 2008 16:48
Mavitooth yorumuna cevaben;

Sanırım tüm eserleri kitaplığımda var.Zaman zaman beni kendi çağırır ben de usulca çağrısına boyun eğer ve okurum.Selamlar

 


nilgün
BatoR - 21 Şubat 2008 17:10

Aşk, işte aşk... Ötesi var mı bunun? Daha dün Jack Nicholson Helen Hunt'ın filmi vardı. As Good as it gets... (benden bu kadar) manik depresif bir insanı bile iyileştiren AŞK'tı...

Maneviyatta da esas olan aşk değil midir aslında? Kurallar, -meli -malı'lar aslında o manevi aşk içinde zaten uyulacak, yapılacak olan şeyler değil midir? Zor olan da aşık olmak değil midir zaten?

Gerçek hayatta da öyle. O kadar zor ki. 6 küsur milyar insandan kaç kişi aşkına kavuşmadan ölmeye yeğler acaba?

Bahar, geliyor bahaarrrr... 

Aşk kokacak mevsim...

Koksun ki biz de aşık olabilelim...

Değil mi? 


ille de Turkmag...
nilanya - 21 Şubat 2008 18:06

 

Madem konu aşk işte iki tanım.Kimden alıntıladığımı da siz bulun. 

"Aşk,insanoğlunun kanının damarlarında şırıl şırıl aktığını duyduğu,kalp
atışlarının normale döndüğünde ‘öldüğünü sandığı’ ve kendi günahlarını aşmak
için kendi kendini kışkırttığı bir dönemin adıdır. Kışkırtmanın şehvete
döndüğü andır."
 


“Kendinle bir üçüncü şahıs üzerinden ilişki kurmaktır. Aslında aşk
hikayesinin kendi kendine bir başkası olmadan yaşayamayacağın, ama kendi
kendine yaşadığın bir macera, bir duygu patlamasıdır. Kendi içinde
taşıyamayacağın bir enerjinin kinetik hale gelmesidir. O enerjiyi insan,
kendi çapına, algısına, hassasiyetine, zekasına ve yaşam birikimine göre
kullanır. “

“Seçilmiş biri değil, duygunuzun yapıştığı biridir.”
 


nilgün
nilanya - 22 Şubat 2008 22:53
:-) kendime gülümsemek istedim.
nilgün
Zıkkım - 22 Şubat 2008 23:20

Valla aynen alıp kopyala yapıştır yaparak arayacaktım Google'da. Kuzu mherkes sizin kadar bilgili olamz ki ama değil mi?

 (kıskançlık olsa gerek bunun adı...)


Zehirliyim, yaklaşma...
nilanya - 22 Şubat 2008 23:52

Alınırım buna.Amacım bilgiçlik taslamak değil merak uyandırmaktı.Biraz da turkmag ziyaretçilerini tanımak istiyorum.Haklısınız böyle yapmaktansa zamana bırakmalı.Elbette tanırız birbirimizi.

İlk paragraf "Heykeller Sevişir mi" adlı kitabın "Kışkırtıcı Bahar" başlıklı Mehmet Altan'ın yazısından.İkincisi de sanırım aynı yazarın bir röportajından. Genelde aşk konusunda herkes yorum yapar ben bu tanımları beğendim ve paylaşmak istedim.Bilgi yarışmasında değiliz.Herkesin hayata kattığı bir renk vardır.Zaten hayat onun için bu kadar güzel.Yorumlarınız için teşekkürler.


nilgün
nilanya - 23 Şubat 2008 00:14
Zıkkım yorumuna cevaben;
Kur'an-ı Kerim
Saffât suresinde "Cehennemin ta dibinden çıkan bir ağaçtır o"
nilgün
Zıkkım - 23 Şubat 2008 00:27
nilanya yorumuna cevaben;

ayyy. Ama siz de benim yaptığım göndermeyi kaçırmışsınız kuzum. Reca edrim. Bilakis altına not iliştirmişim, kıskançlık bu olsa gerek diye. Keşke bakmak zorunda kalmaksızın biliverebilseydim, sorunuzu...

Hiç gerek yok kişiselleştirmeye.

Uykum geldi.

iyi geceler. 


Zehirliyim, yaklaşma...
nilanya - 23 Şubat 2008 08:50
Zıkkım yorumuna cevaben;
Teşekkürler..
nilgün

Yorum bırakmak için giriş yapınız.

Üye olup tüm avantajlardan yararlanmak için tıklayınız!